Eğer yeterince uzun bir süredir teknolojideki gelişmeleri takip ediyorsanız, 90'larda ve 2000'lerin başlarında işlemci hızlarının inanılmaz bir şekilde yükseldiğini hatırlarsınız. Aldığınız 166 MHZ hıza sahip bir Pentium işlemci, sadece birkaç yıl içerisinde GHz hızlarına ulaşılması ile işe yaramaz bir hale dönüşüyordu.

Ancak o tarihlerden sonra, hız artışı oldukça sınırlıydı. Tüketici ürünlerinin pek çoğunda 4GHz'nin üzerinde hızlarla çalışan işlemciler bulmak, boyut ve malzeme sınırlamaları yüzünden pek mümkün olmuyordu. Bu yüzden de geçtiğimiz on yıl boyunca araştırmacılar ve mühendisler, saat hızını arttırmaya çalışmak yerine çok çekirdekli işlemciler üzerine yoğunlaşmayı tercih ettiler.

Çok çekirdekli işlemcileri anlamak oldukça kolay: Bir tane çok hızlı çekirdek yerine, iki, dört veya çok daha fazla yavaş ancak beraber çalışan çekirdeğe sahip oluyorsunuz. Ancak düz mantıkta bir işlemi tek çekirdek ile yaptığınız sürenin sadece yarısında çift çekirdekli bir işlemci ile yapabileceğinizi düşünseniz de, paralel işlemlerin kendilerine ait sorunları sebebi ile durum tam olarak bu olmuyor.

Bu noktada da MIT'nin yeni teknolojisi Swarm devreye girmekte. Bu yeni geliştirilmiş çip mimarisi, çok daha hızlı paralel işlem yetenekleri için imkan tanımakta. Ayrıca bu teknoloji ile geliştiricilerin hayatları daha da kolaylaşmış oluyor çünkü Swarm, paralel işlemlerin etkisini azaltan problemlerin pek çoğunu ortadan kaldırıyor.

Örneğin, birden fazla çekirdeğin bir görev üzerinde çalışması sırasında, bir çekirdek, başka bir çekirdeğin kullandığı bir veriye ulaşmaya çalışabilir. Geliştiriciler, bu tür çatışmalar ile karşılaşmamak için genellikle özel kodlar yazmakta ve görevin her parçasının nasıl işlenmesi ve işlemcinin çekirdekleri arasında nasıl bir paylaşım yapılması gerektiğini belirlemekte. Bu, normal tüketici yazılımlarında neredeyse hiçbir zaman yapılmıyor ve bu da Crysis gibi bir oyunun, yeni 10 çekirdekli işlemcinizle daha iyi çalışmamasının sebebi olarak görülebilir. Geliştirici tarafından yoğun bir çaba gerektirmesine rağmen, bu çabanın etkisi bazen çok küçük olabiliyor.

Ancak Swarm, bütün bu sorunları temel olarak donanım mimarisini ve geliştiriciler tarafından göreceli olarak çok daha kısa sürede yazılabilen bazı özelleştirilebilir profiller sayesinde aşmakta. MIT araştırmacıları, 64 çekirdekli bir Swarm sürümünü, yoğun bir şekilde düzenlenmiş bazı paralel işlem algoritmalarına karşı denediklerinde, Swarm üç ile on sekiz arasında daha yüksek işlem hızı ile karşılaşmanın lideri olarak ortaya çıktı.

Bu durum oldukça etkileyici olsa da, Swarm'ın avantajları bu noktada bitmiyor. Ayrıca Swarm'ın, ciddi bir şekilde artmış güç verimliliğine de sahip olması söz konusu ve güç verimliliği, günümüzdeki tüketici ve endüstriyel sistemlerin en büyük sorunlarından biri. Araştırmacılar, şu anda donanım ve programlama modelleri üzerinde çalışarak bu sonuçları daha da iyi bir noktaya taşımaya çalışıyor...

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz